|
Edebiyat
Türkçe, Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna dahil bir dildir.
Türkiye Türkçesi Osmanlı ve Selçuklu tarihleri neticesinde Farsça, Arapça, Rumca ve Balkan dilleri, 19.yy.'da Fransızca ve günümüzde de İngilizce ile etkileşime ve benzeşime girmiştir.
Türklerin tarihine paralel olarak Türkçe'nin yayıldığı coğrafi alan çok geniştir. Bugünkü Moğolistan'da Karadeniz'in kuzeyinde, Balkanlar'da, Doğu Avrupa'da, güneyde Anadolu ve Irak'da, Kuzey Afrika'nın bir bölümünü içine alan geniş bölgede, Türkçe konuşan Türk halkları yaşamaktadır. Bu kadar büyük bir alan içinde konuşulan Türkçe, pek çok lehçe, şive ve ağız farklılıkları göstermektedir. Tarihi gelişimi içinde Türkçe, VIII-XIII. Asırlar arasında Eski Türkçe, XIII-XX. Asırlar arasında Orta Türkçe, XX asırda yeni Türk Yazı Dilleri ana başlıkları altında üç gurupta incelenmektedir.
Bugün Türk Dili dünyada 300 milyon insan tarafından konuşulmaktadır.
Türkiye Türkçesi, Orta Türkçenin, Batı Türkçesi kolunun günümüzde kullanılan bölümüdür. Batı Türkçesinin ikinci devri olan Osmanlıca (Osmanlı Yazı Dili) İstanbul'un fethinden Osmanlı İmparatorluğu'nun sonuna kadar XV-XX. asırlar arasında devam eden yazı dilidir. Bu dönemde, Arapça ve Farsça unsurlar Türkçe'yi büyük ölçüde istila etmiş, Osmanlı yazı dili. Üç dilden oluşan yapma bir dil haline gelmiştir. Beş asır süren Osmanlıca döneminde Türkçe kendi tabii gelişmesini sürdürememiştir. 1908 Meşrutiyetinden sonra Türkiye Türkçesi'ne geçiş hareketinin hazırlıkları 1911'de Selanik'de başlayan "Yeni Lisan" hareketi ile şekillenmişti.
Cumhuriyetten sonra 1928'de yapılan Harf İnkılabı ile Arap harfleri terk edilip Latin harflerinin kabulü Türkçe'nin yabancı unsurlardan kurtarılmasını hızlandırdı. Türk dili'ni araştırmak ve tabii mecrasında gelişmesine katkıda bulunmak üzere 1932 yılında Türk Dil Kurumu kuruldu. Bu çalışmalarla, bugün Türkiye Türkçesi, yabancı unsurlardan arınmış, tabii mecrasında gelişmeye devam eden edebiyat ve kültür dili olarak yaşamaktadır.
Türk Edebiyatı, Türklerin dahil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir. İslamiyetten önceki Türk Edebiyatı, İslamiyetten sonraki Türk Edebiyatı ve Batı tesirindeki Türk Edebiyatı. İslamiyetten önceki Türk Edebiyatı, Türklerin Orta Asya'da yaşadıkları devirlerde bütün Türk boyları arasında müşterek ve büyük bölümü ile sözlü olan edebiyattır. Türk dilinin tespit edilebilen en eski yazılı metinleri VII. Asrın sonlarına ve VIII. Asrın ilk yarısına ait olan dikili taşlardır. Bunlar arasında yer alan 732'de Kültigin, 735'de Bilge Kağan, 720'de Tonyukuk adına dikilen Orhun Yazıtları gerek muhtevaları, gerekse mükemmel dil ve üsluplarıyla Türk dili ve edebiyatının ve tarihinin şahaserleri arasında yer almaktadır. Bu dönemden günümüze ulaşan Türk destanları arasında Yaratılış, Saka, Oğuz Kağan, Göktürk, Uygur, Manas destanları sayılabilir. XIV. asırda yazıya geçirilen "Dede Korkut Kitabı" destan döneminin hatıralarını saklayan, gerek muhteva gerekse dil ve üslup mükemmeliyeti bakımından Türkçe'nin şaheserleri arasında yerini daima muhafaza eden çok değerli bir eserdir.
Eğer Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türk Dili'ne önem verilse ve yaygınlaştırılsa idi, bugün Dünya çapında batı dilleri ile yarışabilecek bir konuma sahip olacaktı. İngiltere, Fransa, İspanya gibi memleketler gittikleri yerlere dillerini de götürdükleri halde Türkler bu konuda başarılı olamamışlardır.
Mutfak
Türk mutfağı, Çin ve Fransız mutfaklarıyla beraber dünyanın en zengin mutfaklarındandır. Coğrafyası ve tarihi gereği, Türk mutfağı çok büyük bir çeşitlilik oluşturur. Türk mutfağı, Mezopotamya ve Balkan mutfaklarıyla etkileşime girmiştir, İstanbul Osmanlı Saray mutfağı da Türk mutfağının önemli bir kısmını oluşturur.
Osmanlı Saray Mutfağı başlıbaşına bir inceleme konusu olup, en ince damak zevkiyle ve en maharetli saray aşçıları tarafından meydana getirilen ve çorba, zeytinyağlı sebze, etli yemek, balık, börek, 15'ten fazla çeşitli tatlı-muhallebi vb. türü çok leziz yemek ve tatlı çeşitleriden, Doğu Roma/Bizans'dan Osmanlı'ya yüzyılların saray zevki ve tecrübesiyle oluşan elit bir mutfaktır.
Bolulu aşçılar ünlüdür. Günümüzde büyük şehirlerde daha çok koyun etine dayalı kebap-lahmacun türü Doğu mutfağı sunan restaurant işletmelerinin sayısı giderek artmaktadır. Tabii meşhur köftesi ile Elazığ'ı unutmamak gerekir. Tipik Akdeniz kültürü olan ve dünyada daha çok Grek-İtalyan mutfağı olarak bilinen zeytinyağlı sebze ve meze mutfağı Türkiye'de de en azından bu ülkelerdeki kadar çeşitlidir.
Köfte ve börek ise Marmara Bölgesi ve bilhassa Tekirdağ'da ve İnegöl'de yaygındır. Kafkas ve Karadeniz mutfağı hamsi ve mısır yemekleri doğal olarak Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin'de, daha çok zeytinyağlı sebze, sarmısak nane ile hazırlanan Suriye-Arap mutfağı ise Antakya ve Gaziantep illerinde mevcuttur.
Akdeniz bölgesinin tipik serinletici anasonlu içkilerine en tipik örnek, rakıdır. Rakıya çok benzeyen anasonlu içkiler Yunan Uzo'su, İtalyan Grappa'sı Arap Arak'ı, Frasız Pastis'i gibi Türk Rakısı da tarihten günümüze zeytinyağlı yemek kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Şarap üretimini tarihte ilk olarak Hititliler başlatmış, Hititliler kralları için yapılan tanrısal kutsama törenlerinde şarabı kutsal içki olarak kullanmışlardı. Antik çağda Lidya bölgesi (bugünkü Manisa ve Denizli illeri) en büyük üzüm bağcılığı ve şarapçılık merkeziydi. Lidya kralı Krözus (MÖ.6.yy) antik çağın en zengin kişisiydi.
Sinema
İlk Türk filmi Fuat Uzkınay tarafından çekilen 'Ayastefonos'daki Rus Abidesinin Yıkılışı' (1914) oldu o günden 2006 yılına kadar 4827 adet dizi ve film çekimi yapıldı. 1970'li yıllarda Yeşilçam film sektörü Türkiye'ye sayısız film kazandırdı ve önemi bugün de her zaman belirtilmektedir. Türkan Şoray, Filiz Akın, Kadir İnanır, Ediz Hun gibi daha birçok sanatçının profesyonel oyunculukları bugün bile bir örnek teşkil etmektedir. Fakat 1980'lı yılların ilk yarısında pornografik içerikli filmlere ağırlık verilmesiyle, film sektöründe bir yozlaşma süreci başladı. Bunun sonucunda eskisi gibi önemli filmler çekilememeye ve de Türkiye genelinde önceden dolup taşan sinemalar bir bir kapanmaya başladı.
Lakin, şüphesiz 1990'lı yılların ikinci yarısında film sektörünü ayaklandırma girişimleri umut vericiydi. "Eşkiya" filmi bu bağlamda adeta ön rol oynamıştır. 2000'li yıllara girilmesiyle Türkiye'de daha fazla film çekilmeye başlanmıştır. Her ne kadar Yeşilçam'da olduğu gibi henüz bir sektör haline gelmese de, bazı yönetmenlerin çabalarıyla iyi işler çıkartılabilmektedir. Örneğin Nuri Bilge Ceyhan yönetmenliğindeki "Uzak" adlı film 2003 Cannes Film Festivali'nde "Jüri Büyük Ödülü"nü kazanmıştır. Aynı şekilde Fatih Akın'ın yönetmenliğinde çekilen "Gegen die Wand" (Duvara Karşı) adlı film, Berlin Film Festivali'nde "Altın Ayı" ödülünü kazanmıştır.
Son günlerde vizyona giren "Kurtlar Vadisi Irak" adlı 10 Milyon dolar bütçeyle Türkiye'nin en masraflı yapımı ünvanını taşıyan film, Anti-Amerikanizm içerdiği iddialarıyla Türkiye'de olduğu kadar yurt dışında da çok tartışılmaktadır. Bugüne kadar en çok seyredilen filmler "G.O.R.A." ve "Vizontele" olup, en çok seyredilen diziler ise Kurtlar Vadisi ve Asmalı Konak'tır.
Müzik
Türkiye'deki müzik türlerinin başlıcaları şunlardır: Türkçe Pop Müzik, Türk Halk Müziği (Kürtçe, Gürcüce, Zazaca, Alevi Müzikleri, Karadeniz rock, Rap, Pop gibi uzantıları), Türk Sanat Müziği, Tasavvuf, Alternatif, Rock, Anadolu rock, Rap, Film, Dizi Müzikleri, Türkçe dans, Türkçe Jazz, Türkçe Klasik Müzik.
Spor
Türkiye'de en çok sevilen spor türü Futboldur. Futbol ligler halinde oynanmakta ve bunların en büyüğü Turkcell Süper Ligi'dir. Lig şampiyonu olabilmiş olan takımların üçü (Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe) İstanbul takımı, sadece bir tanesi (Trabzonspor) ise Anadolu takımıdır. Futbol kulüpleri Türkiye Futbol Federasyonu çatısı altında toplanmıştır.
Türkiye'de futbol son yıllarda kayda değer bir gelişme göstermiş, bunun uzantısı olarak, Ulusal Takımı 47 yıl aradan sonra Dünya Kupası'na katılma hakkı kazanmış ve Güney Kore Ulusal takımını yenerek tarihinin en büyük (dünya üçüncülüğü) başarısına imza atmıştır.
Türkiye nüfusunun % 27sini 12-24 yaş grubu oluşturmaktadır. Geriye kalan orta yaş ve yaşlı nüfusu oluşturan grupla birlikte genç nüfusun spora olan ihtiyacı oldukça fazladır. Şöyle ki; günümüzde gerek bilim ve teknolojideki gelişmeler, gerekse tıp alanındaki gelişmeler ortalama yaşam sınırını yükseltmiştir. Böylece spor yapmaya olan ihtiyaç artmaktadır. Spora ihtiyaç gösteren grupların spor yapabilmesi ise formal olarak öncelikle spor kulüpleri ile okullarda olabilmektedir. Ancak Türkiyede spor kulübü sayısı, 1999 verilerine göre 5.988dir. Bunun 4.828i futbol branşında, 1.160ı ise diğer spor branşlarında faaliyet göstermektedir.
62 milyon insana düşen spor kulübü oranı 10.455dir. Yani, her 10.455 kişiye bir spor kulübü düşmekte, futbol branşı baz alındığında ise her 12.967 kişiye bir futbol spor kulübü düşmektedir. Seksen ilin nüfuslarının spor kulüplerine oranlandığında, Uşak 3874 kişiye bir spor kulübü düşerken, Ankarada 14.004 kişiye, İstanbulda ise 14.474 kişiye bir spor kulübü düşmektedir. Böylece, Ankara, İstanbul gibi büyük iller Türkiye ortalamasının altında kalmaktadır. Nüfusa göre spor kulübü başına düşen en fazla insan sayısı ise Kilis'te bulunmaktadır (36.681). Yine özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerinden Kahramanmaraş, Mardin, Şırnak, Van, Şanlıurfa ve Diyarbakır'da da kulüp başına düşen insan sayısı oranları açısından iyi durumda değillerdir.
Almanyada her dört kişiden biri spor kulüplerine üye iken(21 milyon kişi) 12 milyon kişi de spor kulüpleri dışında spor yapmaktadır ve bu ülkede spor örgütlerinin başarı kriteri sporu tüm nüfusa yaygınlaştırmaktır. Bu ülkelerde spor yapan insanların oranı genel nüfusun yarısına kadar ulaşırken, Türkiye'de bu oran sadece % 1-2 kadardır.
Mevcut spor federasyonlarının lisanslı sporcu sayısı 122.939dur. Nüfusa göre sporcu oranı 509 iken bu oran futbol branşında 148dir. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü. ve Futbol Federasyonu'na kayıtlı toplam lisanslı sporcu sayısı 544.572dir. Türkiye nüfusuna göre oranı ise 115dir. Bu orana göre ülkemizde her 115 kişiden biri spor yapmaktadır. Nüfus başına düşen sporcu oranı en iyi durumdaki ilimiz Yalovadır (37). İkinci olarak Kırklareli gelmektedir (55). Sayısal açıdan en kötü durumda olan illerimiz ise Diyarbakır (375) ve Şırnak (383) gözükmektedir. Bu arada İzmir ili nüfusu başına düşen sporcu sayısı 99, İstanbul ilinde 107, Ankara ilinde ise 153tür. Bu verilere göre başkent Ankara dahi Türkiye ortalamasının altında kalmaktadır.
|